HATAYA KARŞI DURUŞUMUZ

 







           Süreklilik zor iş. Bir okula devam etmek. Yazdığın bir tezi bitirmek. Bulunduğun konumun hakkını vermek. Öğretmen isen her gün yeni bir bilgi öğrenmek, yeni bilgiler öğretmek. Doktorun kendisini tıpta geliştirmesi gibi. Ve dahası kul olmak.

           Yeni doğmuş bir çocuğun her gün yeni şeyler öğrendiği gibi her gün yepyeni bilgilerle donanmak... Öğrendiğin şeyleri başkasına anlatmak bıkmadan usanmadan anlatan bir öğretmen gibi. En çok da hata yapmaktan korkmamak. Belki de en büyük eksikliğimiz burada. Birçoğumuz daha küçük yaşlarda öğreniyoruz hata yapmaktan korkmayı. İçi su dolu bardağı devirince annesinin gözüne bakan çocuklarla dolu etrafımız, acaba azar işitecek miyim der gibi bakan. Çocukları kırıp incitiyor, eşyalara değer veriyoruz. Çocuklara değer vermek yerine. Minicik kalplerinde, ruhlarında derin yaralar bırakıyoruz. Küçücük yavru acaba annem babam beni sevmiyor mu diye sorguluyor belki de. Oysa dünyadaki hiç bir nesne insanın varlığı kadar değerli değil. Bırakalım çocuklar kırsın döksün. Yeter ki kendilerine zarar vermesin. Ve dökülen suyu, bozulan şeyi beraber düzeltelim ki hatasını telafi etmeyi öğrensin. Hatanın korkulacak bir şey olmadığını öğretelim gelin yeniden. Yetiştirmeye çalıştığımız varlık eşya değil bir insan yavrusu. Gelin yeniden eşyalara değil, çocuklarımıza değer verelim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SAYFALARCA...

FIRTINADAYIM